ODAMIN PENCERESİNDEN ( ERGENLİK)
Yetişkin olmanın ön hazırlığıdır ergenlik. Bazen coşkular kabarır yüreklerinizde, şarkı olur,dans olur, basket sahalarında potadaki sayı olur. Başardım dediğiniz anların aydınlığıdır yüzünüze ışıyan, yaşam coşkunuz engel tanımaz aşk olur, sevgi olur, haksızlıklara bilgisizliğe karşı güç olur. Bazen bir öyküde dillenir yüreğiniz, bazen bir gitarın tellerinde, bazen bilimin gizeminde bulursunuz kendinizi, projeleriniz vardır düşlerinizde dünyamızı aydınlık yarınlara taşıyacak… Yaratıcılığınızın alkışlandığı anlarda bilenir hedefleriniz gelecekten yana, iç barışınızın yansımalarını görürüm gülen gözlerinizde.
İniş çıkışlı duygular arasında bocalar bazen ergen, söylenen her söz acıtır yüreğinizi. Benmerkezci bakış açısının kıskacında, acımasızca eleştirir olursunuz kendinizi. İşte o anlarda kuşkular yaşanır yüreklerinizde sevdiklerinizden yana. Annenizin, babanızın, öğretmeninizin inançlarıyla, sizin isteklerinizin, inançlarınızın farklılığı başkaldırıya dönüştüğünde öfkeyi görürüm gözlerinizde, hele bir de kendinizi anlatma olanağı bulamamışsanız, geleneksel otoriter tutumlarımızın alışılagelmiş katılığında göremeyiz çoğu kez öfkeye dönüşmüş yalnızlığınızı…
Ben kimim? Ve bu yaşamadaki misyonum ne diye sormaya başladığınızda, geleceğinizi belirlemenin ağır yükü omuzlarınızdadır artık. Alan seçimi için verdiğiniz ilk kararlarda, kararsızlıklarınız yığılır bazen masamdaki kendini tanıma ölçeklerinize... Ve öyle zamanlarımda sorgularım sizden habersiz, size vermediklerimizi. Okul ve sınavlar dışında size sunulmamış eğitim fırsatlarını, kırılır diye doyasıya oynayamadığınız kırmızı oyuncak arabanızı görürüm evinizin vitrininde...Sessiz bir çocuk olmanızın övüldüğü çiçek olmuş çocukluğunuzda ,dokunulmamış deney tüpleri, oynanmamış beden eğitimi dersleri, boyanmamış resim defterleri vardır,sınavlardan sonraya ertelenmiştir dilinizdeki notalar... Ve yeteneklerinizin, ışıltısı gözlerinizdedir hala…
Bir gruba ait olma ihtiyacının arttığı dönemdir ergenlik. Birazda kim olduğunuzun arayışıdır katıldığınız gruplar. Ailenizin, öğretmenlerinizin onaylamadığı grupların cazibesi daha da artar, kiminizin önce dış görünümünde ki değişimlere yansır grubun anlayışı. Ve grup kararlarının kişisel kararlarınızı ezip geçtiği anlarda, karşıcılığınız suskun kalır bazen. Ailede alınan karar ve kuralarla uyma zorunluluğuna karşıt oluşan özgürlük sembolü grupların aslında kendiniz olma yolunda ki yeni engeller olduğunu fark ettiğinizde, yakın arkadaşlar görürüm yanınızda, aynı dili konuştuğunuz, yaşamdan beklentilerinizi paylaştığınız, kendi yaşam felsefenizi anlattığınız... Ve artık ‘tiki’ olmanın, “kelebek” olmanın, hatta MPAL’li olmanın ötesinde kendiniz olabilmenin güzelliği ışıldar boyasız on yedi yaş saçlarınızda. Hangi ‘izm’in değil, kendimizin zaferidir ergenlik döneminde kazanılan… Bu zaferin sessiz tanıklarıdır okul psikolojik danışmanlarının odası…
Uzm. Psiklojik Danışman
Müjgan Akpınar
ODAMIN PENCERESİNDEN (ALAN SEÇİMİ)
Alan seçimi, ilk adımıdır meslek seçiminin. Ve meslek insanın yaşamak için para kazanma yollarından değildir sadece, getirdiği yetenekleri kullanabilme var olma alanıdır insanın.Bütün bir yaşamımız boyunca var olmaya çalışırız. Seçtiğimiz meslek bizim var oluş biçimimizi sunma alanı sağlamıyorsa, para kazanıyor bile olsak, içimizde bir yerlerde ışığımız sönmeye, yaşam enerjimiz azalmaya başlar. Mesleğinde çok başarılı insanlara başarılarının sırrını sorduğunuzda hep aynı yanıtı alısınız. “Mesleğimi seviyorum”.
Yaşamımızı bu kadar derinden etkileyen alan seçimini ile ilgili kararlar alınırken, gençlerimiz ne kadar kendi yetenekleri ve ilgileri doğrultusunda seçim yapıyor? Ya da seçimini kendisi yapabiliyor mu? Dünyanın en zeki insanı Nadiya Cumukova kendisine sadece bizim ülkemizde sorulan bir soru olduğunu söyledi, katıldığım bir konferansında. “Dünyanın en zeki insanısınız neden fen bilimci değilsiniz?”Bütün bir salon güldük kendi halimize…Ve o salonda gülenler arasında, çocuğunun ilgi alanı, sosyal, tm ,sanat olduğu halde, fen alanını seçmesi için baskı yapan onlarca aile vardı eminim. Size uymayan bir ayakkabıyı ayağınıza geçirip, nasıl yol alırsanız,yetenek ve ilgilerinize uymayan bir meslekle de öyle yol alırsınız. Yarı yolda ayakkabılarını çıkarıp vazgeçenler, çıplak ayakla yürümek zorunda kaldıkların da ancak ,aileler fark ediyor o ayakkabının çocuklarının ayağına uymadığını….
Çok Başarılı bir eşit ağırlık öğrencisi olabilecekken, ailesinin isteği ile fen okuyan öğrencilerin istediği meslekte olamamak dışında ki kaybı ise başarı duygusuyla yoğurlmamış bir öğrencilik dönemi..Uyum sorunlarıyla, çalkantılı bir ergenlikte yitiriyor çoğu genç güven duygusunu, yaşamda var olma arzusunu. Ellerindeki gitara aşık gençler anımsıyorum, Güzel Sanatlar Lisesinde olması gerekirken, Anadolu Lisesine gelmiş, anne babalarının kendileri için seçtiği fen alanını okurken, ÖSS ile ilgili hayallerini yitirmiş…
Doğru alan seçimini önündeki tek engel değil aslında, anne babanın yanlış yönlendirmeleri. Aileler seçimi çocuklarına bıraksalar bile, yetenekleri ve ilgileri ile ilgili olarak gerekli farkındalıkları kazanamayan gençler hangi alanı seçebilecekleri konusunda fikir sahibi olamıyorlar. Her yıl 9. sınıf öğrencilerine uyguladığımız A.B. K.Ö sonuçlarında Öğrencilerimizin üçte birinin , ilgi alanlarının ayrışmadığını görüyoruz. Yani ilgi ve yetenekleri konusunda kendilerini tanıma şansları olmamış, çicek olmuş çocukluklarında uslu olmayı öğrenirken, hiç deney yapmamış, hiç öykü yazmamış, hiçbir sosyal faaliyete katılamamışlar.
Bazen de anne ya da baba belirgin bir baskı yapmazken, kendisi ister gencin anne ve babasının istediği bir meslekte olmayı. Onları mutlu etmenin, onların hayallerini gerçekleştiren olmanın kahramanlığını yaşmaktır amacı. Kendisi için seçim yapmadıklarını yıllar sonra anlar çoğu…
Seçtiğiniz mesleğe uygunluğunuz sadece sizin mutluluğunuzu sağlamaz, mesleğinin adamı bir öğretmen, mesleğinin adamı bir doktor gördüğünüzde bilirsiniz ki ondan yararlanan insanlarda mutludur… .Seçiminiz olan mesleklerde, ışık olmanız dileği ile.
Uzm. Psikolojik Danışman
Müjgan Akpınar
ODAMIN PENCERESİNDEN (SINAV KAYGISI)
Sınav sözcüğünü duyduğunuz anda başlar kalp atışlarınız hızlanmaya. Ne kadar ders çalışmak isteği ile masa başına geçseniz de içinizdeki ses bütün çalışmalarının boşa olduğunu söyler. Çalışmak için oturduğunuz masadan büyük bir yenilgi ile kalkarsınız. Biraz atıştırmak için mutfağa gidersiniz, karnınız aç olmadığı halde bir şeyler yersiniz. İçinizdeki ses aslında ders çalışmanız gerektiğini söyler size. Tekrar odanıza dönüp, çalışma girişiminde bulunursunuz,çözemediğiniz bir soru sizi tüketir.. Hiçbir şey bilmediğinizi, anlayamadığınızı düşünürsünüz. “Nasıl olsa başaramıyorum” kararını verip çalışmayı bırakırsınız. Uyumak için yattığınız yatakta geçmeyen huzursuzluğunuzla bir sağa bir sola dönersiniz, bu kez de uyumak istediğiniz halde uyuyamazsınız, “Uyumak yerine keşke çalışsaydım” dersiniz….Ve sınav günü aynı yoğun duyguyla sınava girersiniz.. Sınav sonrasında yapamadığınız soruları aslında bildiğinizi ama sınav anında yapamadığınızı fark ettiğinizde iş işten geçmiştir artık…
Öğrenmenin ölçülmesidir aslında sınav, başka bir deyişle öğrenme düzeyimizin puan türünden ifadesidir..Tanımlarken bu kadar yalın olmasına karşın yaşarken karmaşık hale getiren nedir sınavı? Sınavlar ve sonuçlarına bağladığımız anlamlar belki de bizi zorlayan. Tüm sınav sonuçlarımızdan elde edeceğimiz orta öğretim başarı puanının ÖSS’ye etkisini ve ÖSS’nin hayatımıza etkisini düşününce yüklediğimiz anlamın değeri daha da büyüyor zihnimizde ve çoğunuzun en sık yaşadığı problem haline dönüşüyor sınav kaygısı…
Sınav kaygısı bütün bedenimizi tutsak almışken çalışmanın, öğrenmenin zorluğunun yanı sıra sınav anında dikkatimizi verip iyi bir performans sağlamanın da sıkıntısını yaşarız, yaşımız kaç olursa olsun. Sınanma durumlarında bir miktar kaygı beklenen ve istendik bir durumdur,bir miktar kaygının öğrenmeyi motive ettiği ve çalışmaya yönelttiği bir gerçektir.Ancak sınava yüklediğimiz olumsuz anlamlar fazlalaştıkça, çalışmak yerine içimizi kemiren kaygının tutsağı olur hareketsiz kalırız çoğu kez. Ve yakınmamız “Çalışmak istiyorum, ama her defasında nasıl olsa yapamayacağımı düşünüp vazgeçiyorum.” şeklindedir ya da “Çalışıyorum ama aklıma sınav geldikçe kalbim hızlı hızlı çarpıyor, sınav günleri kabusum oluyor.” türündendir. Sınav kaygısını inceleyen araştırmaların ışığında sınav kaygısıyla baş etmenin kolaylığını anlatmaya çalışacağım sizlere..
Carvel ve arkadaşlarının sınav kaygısı kuramına göre; insanlar değerlendirildikleri ortamlarda; dikkatlerini kendi üzerine odaklaştırmaya eğilimlidirler. Kendi üzerinde bu aşırı odaklaşma, insanların sosyal beklentilere uyum ve başarı başarısızlık eğilimlerini artırmaktadır. Ancak bu tek başına performansı etkilememektedir.Eğer birey başarı bekliyorsa ;kendi üzerinde aşırı odaklaşması, sınav ortamının beklentilerini karşılama eğilimini artıracak ve bu yüzden de bireyin performansı artacaktır. Buna karşın birey başarısızlık bekliyorsa; kendini sınavla ilgili tüm hazırlıklardan alıkoyacak, zihinsel olarak geri çekilecek ve bu durum performansının düşmesine sebep olacaktır. Dolayısıyla aynı kaygı düzeyine sahip bazı bireylerin performansı yükselirken,bazılarınınki de düşecektir. Kısaca sınava iyi hazırlanmış olmak, kişinin başarı beklentisini artıracak, kaygısını azaltacaktır. Sınava iyi hazırlanmadığını düşünen yüksek kaygılı öğrencilere göre performansı yüksek olacaktır.
Ilgar’ın (1996)yapmış olduğu araştırmaya göre; yeterli düzeyde çalışma tutum ve düzenine sahip olmamanın sınav kaygısını yükselten nedenlerden biri olduğu belirtilmiştir.
Disederato ve Koskinen (1969) yaptıkları bir araştırmada ;yüksek düzeyde geriletici kaygıya sahip bireylerin yetersiz çalışma alışkanlıklarına, yüksek düzeyde kolaylaştırıcı kaygıya sahip olanların ise daha etkili çalışma alışkanlıklarına sahip olduklarını saptamışlardır.(Akt:Erkan,1991)
Erkan(1991) ,sınav kaygısının ÖSS başarısı ile ilişkisini araştırmış, sınav kaygısı ve ÖSS başarısı arasında negatif bir ilişki olduğunu saptamıştır. Yani, sınav kaygısı düşük olan öğrencilerin başarısının daha yüksek olduğu belirlenmiştir.Ancak yüksek kaygılı öğrencilerin sınav başarısızlıkların sadece kaygı ile ilgili olmadığı belirlenmiştir. Öğrencinin sınava hazırlanma düzeyi, başarı güdüsü, genel akademik yeteneği, okul başarısının düşüklüğünün de ÖSS başarısında etkili olduğu saptanmış ve sınav kaygısının başarının bir nedeni değil sonucu olabileceği açıklanmıştır.
Öğrencilik döneminin en tatsız duygularından biridir ders çalışmak . Ve bir öğrenci için en sıkıcı uyarıların başında “ders çalış” hatırlatması gelir. Ancak sınav kaygısının altındaki gizli gerçeklerden birinin, ders çalışma performansımıza olan güvensizliğimiz olduğunu ve bu güvensizliğin de ancak doğru ve sistemli çalışmadan geçtiğini yukarıdaki bilgiler ışığında hatırlatmak istedim. Ders çalışıp, edindiğimiz bilgilere güvendikçe sınav kaygımız azalacak başarımız artacaktır. Ders çalışma sistemimizle ilgili sorunları çözdüğünüzde aslında ders çalışmanın da zevkli olabileceğini göreceksiniz. Çoğu öğrencinin ders çalışmaya ilişkin olumsuz tutumları incelendiğinde, ders çalışma alışkanlığını ödül ve ceza sistemine bağlı geliştirdikleri (dış denetim), kontrol varken çalışıp, kontrol kalktığında ise çalışmadıkları gözlenmiştir. Ergenlik döneminde ise dışarıdan gelen “ders çalış” uyarıları ve cezalar öğrencinin ders çalışmaya kendini tamamen kapatmasına neden olabilmektedir.Ders çalışma alışkanlığını hiç bozmadan sürdüren öğrenciler ise dış denetime bağlı kalmadan iç denetim geliştiren, ders çalışmaktan zevk alan öğrencilerdir.Ders çalışma engellerinden bir tanesi de başarısız olduğumuz dersle yüzleşememektir. “Yapamıyorum neden çalışayım.” dediğimiz ders, anlamadığımız konular biriktikçe korkulan ders haline dönüşür. Anlayamadığımız konuları sormak, öğretmenlerimizden, arkadaşlarımızdan destek almak sorunu zamanında çözmemizi sağlayacaktır.Başaramadığımız dersi, bilgisayarda inatlaşıp, kazanmak için saatlerimizi verdiğimiz bir oyun olarak görüp, uğraştığımızda gerçek yaşamda kazanan oluruz…
“Sınav hazırlığım tam, ama hep kaygılıyım.” diyen öğrencilerin düşünce biçimleri incelendiğinde kendileri ile ilgili olumsuzluk beklentilerinin yüksek olduğu, çok iyi çalıştığı halde başarılı olamama durumu ile ilgili felaket senaryoları yazdıkları bilinmektedir.Sürekli olumsuz düşüncenin sonucu bedende oluşan stres tepkileri, sınav anında ve öncesinde bireyleri zorlamaktadır.Yaşadığımız psikolojik sorunların önemli bir çoğunluğu bizim olayları algılama ve yorumlama biçimimizle ilgilidir. Sınava ilişkin geliştirdiğimiz düşünceleri kontrol edebiliriz. “Sınavda iyi not almazsam mahvolurum, arkadaşlarıma rezil olurum,annem babam ne der?” türünden yüzlerce olumsuz düşünce geliştirebiliriz.Ve bu geliştirdiğimiz olumsuz düşüncelerin tamamı bize kaygı olarak geri dönecektir. Oysa sınavlara ilişkin geliştirebileceğimiz olumlu düşünce biçimlerini seçmek bizim elimizdedir. “Sınavlarda başarılı olmak için gerekli ve yeter şart ,sorulara doğru yanıt verebilmektir.”, “ Sorulara doğru yanıt vermek için derslere iyi çalışmak gerekir. Ve ben derslerime iyi çalışıyorum. Sınavlar için elimden geleni yapıyorum.”, “ Sınav sonuçlarına ilişkin olumsuz düşüncelere kapılıp kaygı yaratmak yerine, derslerime çalışmanın huzurunu yaşayabilirim.”, “Sınav sonuçlarım ne olursa olsun ,ben önemliyim.”
Olumsuz düşünce kalıpları yerine olumluları, çalışmama yerine çalışmayı seçiğimizde sınav kaygısının başarıya dönüştüğüne tanık olacaksınız.
Uzman Psikolojik Danışman
Müjgan Akpınar
ODAMIN PENCERESİNDEN ( ERGENLİK)
Yetişkin olmanın ön hazırlığıdır ergenlik. Bazen coşkular kabarır yüreklerinizde, şarkı olur,dans olur, basket sahalarında potadaki sayı olur. Başardım dediğiniz anların aydınlığıdır yüzünüze ışıyan, yaşam coşkunuz engel tanımaz aşk olur, sevgi olur, haksızlıklara bilgisizliğe karşı güç olur. Bazen bir öyküde dillenir yüreğiniz, bazen bir gitarın tellerinde, bazen bilimin gizeminde bulursunuz kendinizi, projeleriniz vardır düşlerinizde dünyamızı aydınlık yarınlara taşıyacak… Yaratıcılığınızın alkışlandığı anlarda bilenir hedefleriniz gelecekten yana, iç barışınızın yansımalarını görürüm gülen gözlerinizde.
İniş çıkışlı duygular arasında bocalar bazen ergen, söylenen her söz acıtır yüreğinizi. Benmerkezci bakış açısının kıskacında, acımasızca eleştirir olursunuz kendinizi. İşte o anlarda kuşkular yaşanır yüreklerinizde sevdiklerinizden yana. Annenizin, babanızın, öğretmeninizin inançlarıyla, sizin isteklerinizin, inançlarınızın farklılığı başkaldırıya dönüştüğünde öfkeyi görürüm gözlerinizde, hele bir de kendinizi anlatma olanağı bulamamışsanız, geleneksel otoriter tutumlarımızın alışılagelmiş katılığında göremeyiz çoğu kez öfkeye dönüşmüş yalnızlığınızı…
Ben kimim? Ve bu yaşamadaki misyonum ne diye sormaya başladığınızda, geleceğinizi belirlemenin ağır yükü omuzlarınızdadır artık. Alan seçimi için verdiğiniz ilk kararlarda, kararsızlıklarınız yığılır bazen masamdaki kendini tanıma ölçeklerinize... Ve öyle zamanlarımda sorgularım sizden habersiz, size vermediklerimizi. Okul ve sınavlar dışında size sunulmamış eğitim fırsatlarını, kırılır diye doyasıya oynayamadığınız kırmızı oyuncak arabanızı görürüm evinizin vitrininde...Sessiz bir çocuk olmanızın övüldüğü çiçek olmuş çocukluğunuzda ,dokunulmamış deney tüpleri, oynanmamış beden eğitimi dersleri, boyanmamış resim defterleri vardır,sınavlardan sonraya ertelenmiştir dilinizdeki notalar... Ve yeteneklerinizin, ışıltısı gözlerinizdedir hala…
Bir gruba ait olma ihtiyacının arttığı dönemdir ergenlik. Birazda kim olduğunuzun arayışıdır katıldığınız gruplar. Ailenizin, öğretmenlerinizin onaylamadığı grupların cazibesi daha da artar, kiminizin önce dış görünümünde ki değişimlere yansır grubun anlayışı. Ve grup kararlarının kişisel kararlarınızı ezip geçtiği anlarda, karşıcılığınız suskun kalır bazen. Ailede alınan karar ve kuralarla uyma zorunluluğuna karşıt oluşan özgürlük sembolü grupların aslında kendiniz olma yolunda ki yeni engeller olduğunu fark ettiğinizde, yakın arkadaşlar görürüm yanınızda, aynı dili konuştuğunuz, yaşamdan beklentilerinizi paylaştığınız, kendi yaşam felsefenizi anlattığınız... Ve artık ‘tiki’ olmanın, “kelebek” olmanın, hatta MPAL’li olmanın ötesinde kendiniz olabilmenin güzelliği ışıldar boyasız on yedi yaş saçlarınızda. Hangi ‘izm’in değil, kendimizin zaferidir ergenlik döneminde kazanılan… Bu zaferin sessiz tanıklarıdır okul psikolojik danışmanlarının odası…
Uzm. Psiklojik Danışman
Müjgan Akpınar
|